SÖZÜ GÜZEL SESİ GÜZEL

Muhammed Bouazizi’yi tanıyor musunuz?

işçinin oğlu / babasız bahtsız oğlu / hasreti muhammed

Belki adını duymuşsunuzdur, haberlerde ondan söz edildiği günleri hatırlıyorsunuzdur. Hatta belki araştırmış, arşivleri taramış, hakkında birçok bilgiye ulaşmışsınızdır. Örneğin, tam adının Tarık el Tayyib Muhammed Bouazizi olduğunu not etmiş olabilirsiniz. 4 Ocak 2011’de, 27 yaşında öldüğünü de okumuşsunuzdur. Kendisini yakarak intihar ettiğinden haberiniz vardır belki. Başlattığı direniş hareketiyle Tunus’ta Yasemin Devrimi’ni ateşlediğini hiç unutmuyorsunuzdur. Bu isyanın diğer Arap ülkelerine de yayıldığını zaten biliyorsunuzdur.

kor ateşini / kimseye göstermedi / hürmeti muhammed

Bunları bilmek, Muhammed’i tanımak için yeterli midir? Yoksa daha fazla bilgi gerektiğini mi düşünüyorsunuz? Örneğin, Zeynel Abidin Bin Ali’yi bilmeden Muhammed Bouazizi’yi tanımak mümkün olabilir mi? Hani 23 yıllık iktidardan sonra, çıkan isyan nedeniyle ülkeden kaçan yönetici. Bu çağda, herkesin her ortamda ve 140 vuruşla kanaatler fışkırtabildiği günlerde, çok da fazla araştırmaya gerek görmüyor olabilirsiniz. Birkaç tuşa basarak, Muhammed hakkında yorum bile yapabilirsiniz. Özellikle de onu yakan ateşle başlayan Arap isyanlarının hiç de demokratik sonuçlara ulaşamadığını, hatta dinci hareketlerin daha etkili konuma gelmesine yol açtığını anlatabilirsiniz. Ve şüphe edebilirsiniz Muhammed’den. Ekmek parası peşinde koşandan, geçimini sağladığı seyyar satıcı arabası elinden alınınca yüreği yanan, gururu kırılan o genç adamdan. İçindeki isyanla tutuşan, ateş topuna dönüşen Muhammed’den.

seyyar tezgâhı / tekmelendi devrildi / hiddeti muhammed

Belki de onu hiç tanımadığınızı düşünüyorsunuzdur. Kim tanıyabilmiş bir insanı? En yakınındakini; komşusunu, çocuğunu, arkadaşını? Kardeşi tanıyor muydu ki Muhammed’i, siz tanıyacaksınız? Ayrıca, tanıyıp da ne yapacaksınız? Neden ilgilendirsin sizi Muhammed? Üç günlük bir haberdi, geçti gitti işte. Zaten o isyanlar olmasaydı, uzak bir memlekette yanan bir adam üç dakikalık bir haber bile olmazdı. Öyleyse, Muhammed’i tanımak, onu değil sadece, içinde isyan ateşi yanan insanları bilmeyi gerektiriyor. İçinizdeki ateşi görmeyi gerektiriyor. İlle de şiir gerektiriyor. Üç beş haberde karşınıza çıkmış olmasının yetmeyeceği gibi, klasörler dolusu bilgi de yetersiz kalabilir ama bir gün elinize bir kitap geçince ve içindeki bir şiiri okuyunca, Muhammed’i tanırsınız. Onur Behramoğlu’dur o, “Senden Öğrendiğim Şarkılar”ı yazmıştır. 79 sayfalık bu kitabın içinde, 79 kelimelik bir şiir vardır; inanmazsanız sayarsınız.

“ ‘kalbi olana / zengin denilir’ dedi / hazreti muhammed

Bunun hemen sonrasındaki şiir sizi alıp dünyanın öbür ucuna, Amerika’ya götürse de, duyduğunuz ses hiç değişmeyecektir. Aynı ton, aynı tını, aynı renk. Bu kez, Amerikalı bir adamın sesidir duyduğunuz. Oğlu savaştan dönen bir babanın sesi. Her gece oğlunu uçağa bindirip, her gece savaşa, her gece Irak’a gönderen babaların, her gece yol gözleyen annelerin sesi. Dünyanın bütün anne ve babalarının. Dini yaratan, Tanrı’yı yaşatan, umutsuzluktan umut türeten insana güzellemedir, dünyanın öbür ucundaki bu dostumuzun sesinde dile gelen. Acılı ve yorgun ve dirençli. Başkalarının çocukları ölmesin isteyen, oğlunu isteyen, canlı isteyen bir sestir o. En dayanılmaz yerinde o sesin, o sözün dayanılmaz yerinde, araya girersiniz. Önceki sayfalardan birinden çağırırsınız şairin aynı kırılgan ve dirençli sesini, onurlu sesini:

elbet onur da sabaha çıkar / sabaha çıkar gökyüzü ve su

Ne var ki, birkaç dize sonrası yine yüreğinize saplanır:

koynumda bir ermeni büyüyor / bir adı hrant bir adı fidel

Kitabın en başına dönüp tekrar okursunuz. Sonra atlayarak okursunuz. Karışık okursunuz. Artık sözleri okumak değildir yaptığınız, o sesi dinlemeye başlarsınız. O kırılgan, o dirençli, o onurlu sesi. Pencerenin önündeki güvercini ürkütmemek için odasının ışığını yakmayan şairin sesidir bu. Yumuşacık. Senden öğrendiği, hayattan öğrendiği, yeni doğan çocuğundan öğrendiği şarkıları söyleyen bir sestir. Gür. Sakin ve gürsoluk.

aynadan çocukluğum geçiyor / yere yavaşça düşerken bir el

Bütün çocukların başında “bir çello gibi bekleyecektir / vakur, kararlı, sade

Zafer Köse – ‘soL kitap’, 05.06.2013