İŞTE DAĞ, İŞTE GUEVARA

Onur Behramoğlu’nun yeni kitabı edebiyat tarihinde imkânsız bir sentezin, hatta sentezler sentezinin cesur bir denemesi olarak değerlendirilebilir.

Behramoğlu, “Senden Öğrendiğim Şarkılar”da, ağırlıklı biçimde toplumsal-siyasi göndermelerin yoğun olduğu şiirlere yer verirken; baba, sevgili ve sorumluluk sahibi bir aydın ve devrimci olma çabasının, zaman zaman da hepsi birden olamamanın şiirlerini bir araya getiriyor. Çoğul kimlikli bu şiirler derlemesi, üslup bütünlüğünü korurken, her kimliğin özgül sesini de içeriyor.

Behramoğlu’nun çoğul kimlikli birinci tekil şahsının yanı sıra peşine düştüğü ikinci sentez deneyiyse, imge yoğun bir şiir dünyasını, yoğun göndermeleri, yer yer kendine doğru bükülen bir anlatımı ve eksiltmeli bir söyleyişi devrimci bir içerikle buluşturması.

Türk edebiyatında toplumcu şiirin anlatımcı kanadı çok sayıda önemli metni barındırırken, toplumsal konuların imgesellikle harmanlandığı metinler bir gelenek oluşturmaktan çok tarihsel kesişmeler olarak dururlar. Behramoğlu’nun deneyi tarihsel olarak yeni olmamakla beraber, bu buluşmadan ortaya bir üslup çıkartması, kitabı ayrıcalıklı konuma getirmektedir.

Çoğul kimlikli bir şair figürü ve üslupsal bireşim çabasının oluşturduğu çift katmanlılık, konu seçimi olarak öncelikle iç dünyanın karmaşasının bir anlatısı olarak yansır. “bende” başlıklı şiir, hayat karşısında aynı anda öfke ve kırılganlığın ifadesi olarak belirir ve bu iki konuyu keskin aletlerden doğaya kadar geniş bir sözcük yelpazesiyle ele alır: “elektriğimi zaptetmeye yetmiyor gövdem/ kucak açıyor tozlarına elimin mıknatısı / iki siyah çakıl taşına iki çekiç yerleştir / nereye gittiğimi sorma gözlerimin / nereden geldiğini bil”.  “kırık beyaz” şiiriyse unutmanın veya unutmama çabasının bir kişilik hesaplaşmasının ortasında belirivermesiyle. “adını bilmediğim o kadar/ o kadar o kadar çok uğultu / uğultu uğultuyla doluyor / kalbime doğru kazdığım tünel” diye başlayan şiir, “koynumda bir ermeni büyüyor / bir adı hrant bir adı fidel” diye biter.

Konu seçimi anlamında kitabın bir diğer dikkat çeken özelliği, sentezler sentezi çabasına uygun olarak en kişisel şiirlerin bile en siyasi göndermeleri barındırması. Behramoğlu dünyanın dört bir yanında olan bitene bakıp onlardan bahsederek,  tarihsel olayları gündemine alarak güncel bir devrimcilik ahlakı çıkarma; görmezden gelinenlerle görülüp unutuluverenlerin anıtını dikme eğilimindedir. Bu süreçte anlatılan tarihsel kesit ve olaya ilişkin sözcük, kişi ve göndermeler şiirin temel yapı taşlarını oluşturur. Göndermelerin ayrıntı düzeyi olaya ilişkin bir fikre sahip olmayan okur açısından takip etme zorluğu yaratsa da, şiirlere kendine özgü bir hava da verir.

Bükreş’te “bir sarışın cereyan/ birikmiş ah! gibisin” dediği Claudia’nın uzaktan seyrettiğimiz direnişi, “diyarbakır cezaevi mezbaha no: 5”te aynı anda gündelik hayat ve hayatın kendisine bilgece bakış, Hasan Tahsin ile Venezuela’nın bir araya geldiği “gelgit” şiiri, Balatlı Karocu Garo ile devrimci Antonio Gades’in hikâyeleri, bir eğitim zaiyatı(!) Emrah Uçar’ı konu edinen dizelerinde özetlenir gibidir: “ey devletin ülkesi ve milletiyle / gıcır bilyelerini çalması / dal gibi çocukların / tabutun hazır çürük ahşaptan / kefenin örülü iplikince”

“oğlu savaştan dönen amerikalı babanın günlüğü” siyasi bir hikâyenin kişisel- dramatik yönünü konu alır, “göçükte kalan için ninni” ile “nereden” şiirleri, depremi ve Sivas katliamını, aforizmaların ağırlıkta olduğu bir söyleyişle gündeme getirirken; Van-Erciş depremine dair “andımız” başlıklı şiir, kopkoyu eleştirelliktedir: “ben şimdi geri kalan nüfusumla / tir tir titriyorum / soğukta donan kızıma / sıcacık çay demliyorum rüyalarımda / ben şimdi kuzum diyorum… kuzumun…/ incecik hırkasını / türk varlığına armağan ediyorum”

Kişisel hikâyelerin, tarihsel figürlerin, efsanelerin harmanlandığı şiirler arasında “amma karenina” şiiri, diyalog ve monolog gelgitinde ustaca bir kompozisyonla imkânsız aşkı anlatırken; Nâzım Hikmet’in “Mavi Gözlü Dev ve Minnacık Kadın ve Hanımelleri”yle Can Yücel’in “Cehennemin Dibi” şiirleri arasında bir ton tutturarak benzer konuyu güncelleştirir.

Üslup açısından, “Senden Öğrendiğim Şarkılar”da imgesellikle anlatımcılığı buluşturma çabası edebiyat tarihi açısından en önemli sentez denemesi olarak görünür. Belli bir kalıbı tekrarlayarak veya doğrudan bir leitmotif kullanarak şiirin katmanlar halinde ilerlemesini sağlayan Behramoğlu, böylelikle birbiriyle bağlantılı anlam parçalarını sıralarken, kendileri için ayrılmış gibi duran yerlere bütünlüğü zedelemeden imgeler serpiştirir. Behramoğlu, şiirlerin yazım süreci boyunca geliştirdiği, işe yarar bir formül veya üslup bulmuş gibidir. “muhammed bouazizi’nin ruhuna birkaç ateş çiçeği” Arap Baharı’nı konu alırken, bu sentez üslubuna mükemmel bir örnek oluşturur: “alev doğurur / yangın doğurur bazen/ yoksul analar // ay çekirdeği / mini minnacık bebe / hayreti muhammed// (…) işçinin oğlu / babasız bahtsız oğlu / hasreti muhammed// (…) kibriti çaktı / kül etti firavunu / işçinin oğlu // ‘kalbi olana / zengin denilir’ dedi / hazreti muhammed”

Şiirlerin kompozisyonu bu anlamda bir müzik parçasında temanın gelişimine benzer. Behramoğlu şiirinde müzik, eksiltmeli söyleyiş nedeniyle derinlerden akmakta, ancak metnin yapısı bir müzik kaydını ciddi biçimde andırmaktadır. Behramoğlu’nun “punk dua”sı, “patlamasına / ramak kalıyor magma / ve gökkubbenin” diyerek bitirdiği “ayar” gibi şiirler öznellikten ve lirizmden vazgeçmemekle birlikte, toplumsal bir zemine yerleşirler. “ben böyle hale dedikçe” başlıklı şiir naif ama sevdayla toplumsal adaleti birlikte arayan bir bakış açısını tamamlar.

Behramoğlu’nun oğlu Aras’a yazdığı bir dizi şiir, kitabın başından bu yana denediği sentezin yetkin üslupsal denemeleri olarak öne çıkar. “kuşak çatışması” şiiri “tanışma sırası sende / işte dağ, işte guevara // yanağıma batıyor / acıtma sakalınla” diyerek bir baba oğul diyaloğu kalıbıyla geliştirilmiş ve A. Kadir’i anımsatırken; “doğduğun gün” başlıklı şiir, 10 Ağustos’ta yaşanmışların listesi olarak kurgulanmış, “hem yeniden doğdum / hem de yaşlandım bugün” dizeleriyle babalık duygusunu gündemine almıştır. “Bütün şairlerden şair” oğlunun çocuksu bakış açısını aktaran şiirlerin, yine bir müzik çalgısı leitmotifiyle ilerleyen “klasik baba” şiiriyle bitmesi, dünyayı değiştirme mücadelesinde bir sevgili ve babanın, kendini sorgularken, bazen hayatı oluruna bırakmasının güzelliğini de imlemektedir.

“Görmek dokunmaktır bazen Claudia” diyen Behramoğlu, gidip dokunamadığımızda da orada olabilme telaşının şiirini yazarken, toplumcu şiire taze, tutarlı bir yöntem eklemlemeye çalışmakta. Mütevazı ve ucu açık tarzı, tarihsel, güncel, kişisel olanın sentezi doğrultusunda heyecan verici bir yolculuğun sürmekte olduğunu ifade ediyor. Aynı anda sahiplenme ve sorgulama becerisi Onur Behramoğlu’nun arayışının kaynağını oluştururken, sentezler sentezi şiirleri ve geliştirdiği üslup, yanıtlar kadar sorular da yüklüyor okuruna.

Efe Duyan – ‘Radikal Kitap’, 13.09.2013