İKİ GENÇ KARARLI BAŞLANGIÇ 

Mahmut Temizyürek

İnsanı toprağa benzetmek istesek, şiiri de yeraltı sularına benzetmek hatalı olmazdı, “hatasız teşbih olmaz” özdeyişine de unutmadan. Irmak değil, deniz değil, göl değil, yeraltı suyu. O suyun, yeraltı geliş yolları kolay görülmez; gözesine eğilip içmedikçe tadı duyulmaz, varlığını bulmak, sırrına ermek için kazı gerekir, akışını dinlemeli birçok kez; o bile yanıltabilir. Sonra bir gün birden kaybolursa, şaşırmamalı. Görünür varlığı, ilk doğuş anı önemlidir. Birden orada bir ışık, bir canlanış, bir tazeleniş, bir ürperiş belirir.


İki “ilk kitap”tan söz etmek istiyorum, şiirde iki tazelenişten. Biri Onur Behramoğlu’nun Asit ya da İksir, (Yitik Ülke Yayınları, 2006) biri de Olcay Özmen’in Sensiz Üç Yağmur (Varlık Yayınları, 2006). Şairlerin ilki 1975 doğumlu, ikincisi 1982. Ortak bir özellikleri var, ikisi de Modern Türk şiir geleneğini özümsemişler; eskilerin önemsediği deyimle “hudâyî-nâbît” (ekmeden bitmiş) olmadıklarını hem biliyorlar, hem de şiirleriyle duyuruyorlar. Birinin önünde en azından iki koca “Behram” var, (Ataol Behramoğlu ile Nihat Behram). Kan bağı şiirsel bağa yükselebilmiş, bu çok önemli. 
Olcay Özmen, üniversitede Türk edebiyatı okumuş, okuyor. İki şair de hangi şiirsel mirası temsil edecekleri konusunda olabildiğince kararlı. Bu şu demek, ilk kitap çıkmadan önceki müsveddesi bol sabırlı, yıldırıcı, çalışmadan başarıyla çıkmışlar.


Onur Behramoğlu, iki amcasının da temsil ettiği söz esaslı, söylevi önemseyen, erken modern başlangıçlarını Tevfik Fikret’e kadar (daha öncesi de var, hiçbir şey öncesiz olmaz, kuşkusuz) dayandırabileceğimiz, toplumsal duyarlılığı güçlü bir şiiri üstleniyor. Bu şiirin kaynakları Türk şiiri olduğu kadar Rus şiiri de. Şairin kültürel çevresinin iyi bildiği, Türkçe’ye kazandırdığı Rus şiiri: Puşkin, Lermontov, Yesenin, bazen de Mayakovksi. Bu şiirde söyleyenin edasına, “özgün” olma bilincine, şair kimliğine ve ideal benliğine yakıştırdıkları jest ve tavır, şiirsel edayı belirleyen önemli bir öğe olmuştur. Onur Behramoğlu’nda da bu özellik öne çıkıyor. “Bir bakışın ölmeye kâfi geldiği yerde/ çalmasın gereği yok susturdum kemanları” diyebiliyor örneğin. Hemen her şiirde, yaşamı ile tutkusunu kıyaslamaya, yaşamını inancına ve tutkusuna değişmeye hazır bir ruh taşıdığını hissettiriyor. Kuşkusuz, bu tür şiire yakışan manik bir duygulanışla beliriyor bu ruh. Ama yine bu şiire hem yakışan hem de kaçınılmaz sonuç olan o depresif ruhla da: “ben, dünyanın aldırmadığı çocuk!/yazmasam: suçceza karşılığı/yazsam: erken boşalan/tecavüzcü hırçınlığı”. Kararlı bir ergen eda, şairin tüm yaşamı içinde kendine kalıcı bir yer arıyor. Şimdilik oldukça bıçkın, bazen yüksek tonlu, arayışlarda yer yer şiiri ve sesi yırtan kimi sözcükler ve sesler bu arayışın kaçınılmaz bir engeli sayılmalı. (Kuşkusuz, ergenlik bir gelişim aşaması olduğu gibi, yaşa bağlı olmayan bir ruh durumudur.)


Onur Behramoğlu’nun ilk kitabındaki şiirlerinin şimdilik iki farklı yapı taşıdığını söyleyebiliriz. İlki, hecenin, uyağın sıkı biçimde gözetildiği şiirler. Bu şiirin kusursuz bir örneği, babası Namık Behramoğlu’na adadığı “Bir Sessizlik Sözlüğü”. İkinci yönse “KAdtRAN” (yazdığım doğrudur) şiirinde ve benzer şiirlerde olduğu gibi, harf olanaklarından yeni şiir cümlesine birçok arayışlar denediği daha taze kımıldanışlar ya da çalışmalar. Ağırlık ilkinde ve ustalık da o şiirlerde olsa bile, kendini daha fazla özgür hissettiği anlaşılabilen, ruhunun kör noktalarına cesurca dalabildiği gözlemlenen şiirler de bu türden olanlar. Genç şairin iki amcasından daha farklı olarak devrimci duyarlılığına anarşist bir bakış da kazandırmış olduğu şiirler de bu ve benzerleri. Değer sorgulayan, sözü “edep” hapishanesinden ansızın kaçıran, sıradanlaşmadan, kabalaşmadan sert olabilen, gözü daima benliğinin duyuşunda, eyleminde. Onur Behramoğlu ilk kitabında, bundan sonra izini süreceğini düşündüren şiirsel izleğin örneklerini veriyor. Ergen bir şiir, ama poetik olgunluğu da yüksek bir şiir. 


Olcay Özmen de bir ergen şiiri yazıyor. Bir büyüme şiiri. Erken kararlaştırılmış bir şiirsel büyüme. Arzuladığı şiirle birlikte büyüme: “yazdığım gibi yaşıyorum bu aşkı” deyişinde de var bu istek, “acımı hakir görme sevgili okur” dizesindeki edilgenlikte de. Şiirden oluşmuş bir büyüme arzulanmış ve öyle çalışılmış. Bu Olcay Özmen’e bir kararlılık kazandırıyor ama ağır bir sorumluluk da yüklüyor. İkinci Yeni şairlerinin başlangıcını, o da çıkış noktası yapıp o şiiri dayanak aldığını görebiliyoruz. İkinci Yeni’den gelişen şiir olanaklarından yararlanmayı gözettiği gibi, Sina Akyol’dan Akif Kurtuluş’a, Haydar Ergülen’den Rahmi Emeç’e ustası saydığı sonraki kuşağı da hevesle, sevgiyle, deyim abartılı değilse imrenmeyle izlediği de görülebiliyor. Bu şiir katmanlarıyla derinden bir bağ kurmuş olmalı. Olcay Özmen’de hem erken bir ustalık var, hem de ustalığa, bu demek büyümeye, bir direnç var. “Hışırtı” adlı “belki” redifli ilk şiirinde “Sen bir kalemsin açılmamış ucum/ Sivrilt beni, ipince yaz/ Belki sil” diye başlıyor şiir. Kabuğundan hevesle fırlayışın, dünyaya cömertçe açılmanın, sönmeyi baştan göze alan parlayışın, yolda kaybolmayı yolculuktan sayan yola çıkış kararlılığını taşıyor bütün şiiri. “Küstahça kirletiyorum bekaretini kelimelerin” diyebildiği gibi, “bir pencere dışardan açılır içimizdeki geceye” de diyebiliyor. Bekleneceği gibi bütün bunlar aşk için ve aşkınlık içinde oluyor. Arkadaşlık da bir aşk, dünyaya duyulan merak da; ayrılık bir aşk acısı, yalnızlık da, arkadaş intiharı da. Aşkın yaşamı tümden kuşatan bir olanağa dönüşmesi arzusu, henüz dolayımlanmamış bu arzunun umudu ve umutsuzluğu içinde uğunuyor benlik. Hem bir büyüme arzusu hem de büyümeye direnç. Bu karşıtlıklar çatışmalı bir benlik yaratıyor. Şiirindeki ansızın parlayışlar, raslantıdan kalcı bir güç alma çabası da buradan geliyor: “yazdığım gibi yaşıyorum bu aşkı/sokaklarda uçan bir kuş gibi/ bütün yollar ansızın tramvay!” Çocukluk algısı, büyürken aşkın ürperten atılımı, arkadaşlığın sıcak kolları, kendini var edebilmenin şiddetli sancısı, şiirsel neşesini pek yitirmeden beliriyor dizelerde. Kimi dizeler, önceki kuşaklardan devralınan seslerin henüz öznelleşmemiş, içte bir değişime dönüşmemiş, daha kendi dilinde durulmamış olduğu duygusunu verse de, “yalnızlığında özgür” olmaya adanmış, kararlılığı çok kesin bir şiirsel benlik dolaşıyor dizelerde. 


İki şiir için de ergen şiir demiştik. Hem yenilikleriyle ergen, hem de ergenlik motiflerinden sıkça yararlandıkları için ergen. Bu evrenin güzelliğini de taşıyorlar, kimi sivilceli hallerini de. Ama hem kendilerine vaat edikleri şiirsel umut yüksek notalı, hem de biz şiir okurlarına. 
Mahcup etmesin hayat…


08.12.2006 – Radikal Gazetesi