“Başkaldıran
Boyun
eğmeyen
Kırılan
soylu ozanlar”a,
Onsekizinci ve ondokuzuncu yüzyıllarda toplumsal
haksızlıklara karşı yazılan yazılar düzyazı olarak kaleme alınmıştı.
Bunlar mantıklı bir dille konuyu ortaya koyan ve zamanla insanların akıl
yoluyla doğruyu göreceklerine, çünkü tarihin akıldan yana olduğuna inanan
yaklaşımlardı. Bugün artık her şey o kadar açık seçik değil. Sonucun ne
olacağı hiçbir şekilde denetlenemiyor. Geçmişte ve günümüzde çekilen acıları
gelecekteki evrensel mutluluğun unutturacağı pek düşünülemez. Buna karşılık,
kötülük değişmez bir gerçeklik olarak her zaman karşımızda. İşi geleceğe
bırakamayız. Gerçeğin zamanı yaşadığımız an'dır. Giderek de bu gerçeği kavrayan
düzyazı değil, şiir olacaktır. Düzyazı, şiirden daha çok işi zamana bırakır: Şiir
ise kanayan yaraya seslenir.
JOHN
BERGER - ŞİİRİN
SAATİ
Bir sistem yaratmalıyım.... yoksa bir Başkasının
sisteminin kölesi olurum / Uslanmayacağım ve Karşılaştırmayacağım: benim işim
yaratmaktır....
Madem işim yaratmaktı ve madem “İnsan bir şey yapmaya hep
geç kalırdı. “, bu kez geç kalınmamalı diye düşünerek yola çıktım.
Belki de aramızdaki değişiklik o gece başladı. Yoksa
perdeyi kapamak istediği gece mi? Belki daha önce. Ona Truman Capote'nin o
küçük hikâyesini verdiğim gün. Okurken nasıl mutluydum! Bu büyük zevki ona ben
tattırıyorum diye...
"Nasıldı hikâye?"
"Güzel! Üzümleri getireyim mi? Soğudular mı
acaba?"
İçimde birşeyler yıkıldı. İşte buydu.
YUSUF ATILGAN – AYLAK ADAM
İçimizde hep birşeyler yıkıldı. Duyarsızlıktan,
inceliksizlikten, kadirbilmezlikten...Hep yıkıldı birşeyler...
Ve kara cüppeleri içinde papazlar dolanıyorlardı
Ve
hazlarımı ve arzularımı bağlıyorlardı dikenli çalılara”
Tam da
o anda...Şiir: “Sen
elimden tutunca / Kayaları delip çıkardı bir çiçek”
“Sokakları
azgın hayvanlar basmış.
Kalabalığın
parmaklarından boynumdaki bütün sıyrıklar.” demişse Mayakovski, eklemişti de:
“Ben
Onun
bunun evinde kuş tüyü yatakları deşen!
Üstüne
varolan her şeyin
Yazıyorum
hiç diye.”
“Ateş
hırsızı şair”, insanlıktan sorumlu ise, o sorumluluk duygusuyla birşeyler
yapmak istedim.
“Plajda uzanmış konuşuyorduk. Ona en sevdiği ressamı
sordum.
- Van Gogh, dedi.
-Neden?
-Kulağını kesebilmiş; sol kulağını. Bunu yapan ilk adam
o.
Sustu. Az sonra değişik bir sesle,
-Ama o
bile eksik adamdı. Tımarhanedeyken yaptığı kendi portresinde insanlara yüzünün
kulaksız yönünü gösteremedi. Tam adam yok!”
YUSUF ATILGAN – AYLAK ADAM
Tam
adam varsa, şair olmalıydı! Deniz fenerlerim onlardı!
“İnsan emeği! Bu patlamadır zaman zaman uçurumu
aydınlatan...
Ve eğlenmeyi sürdüreceğiz varoldukça, aykırı aşklar ve
olağanüstü evrenler düşleyerek...
Hayır! Hayır! başkaldırıyorum şimdi ölüme!”
Çünkü
“dünya değil, dünyamız güzeldi”. İnsan emeğiyle yaratılan dünya ve onu yaratma
savaşımındaki dostlar...
“Şair
olmak istiyorum ve görülmezi gören kâhin olmaya çalışıyorum. Siz hiç
anlamayacaksınız bunu ve ben de size anlatmayı aşağı yukarı beceremem. Bütün
duyuların karıştırılmasıyla, düzenlerinin bozulmasıyla bilinmeze ulaşmak söz
konusu...Acılar çok büyük ama güçlü olmak, şair olmak gerek ve kendimi şair
olarak görüyorum...” demişti Rimbaud,
"Algının
kapıları temizlenirse / herşey gerçekte olduğu gibi görünür göze" deyişi
gibi Blake’in...
25
Ağustos 1912 ilk hava harbi pilot kaybı Asteğmen Manzini idi. Bir general
değildi. Belki de sadece bu yüzden:
ŞİİR!
ŞİİR! ŞİİR!
1975
İstanbul doğumluyum. Şiirlerim ilk kez YASAKMEYVE dergisinin Kasım-Aralık 2004
sayısında yayımlandı.