“Başkaldıran
Boyun
eğmeyen
Kırılan
soylu ozanlar”a,
Onsekizinci ve ondokuzuncu yüzyıllarda toplumsal haksızlıklara
karşı yazılan yazılar düzyazı olarak kaleme alınmıştı. Bunlar
mantıklı bir dille konuyu ortaya koyan ve zamanla insanların akıl
yoluyla doğruyu göreceklerine, çünkü tarihin akıldan yana olduğuna inanan
yaklaşımlardı. Bugün artık her şey o kadar açık seçik değil. Sonucun
ne olacağı hiçbir şekilde denetlenemiyor. Geçmişte ve günümüzde çekilen
acıları gelecekteki evrensel mutluluğun unutturacağı pek düşünülemez.
Buna karşılık, kötülük değişmez bir gerçeklik olarak her zaman karşımızda.
İşi geleceğe bırakamayız. Gerçeğin zamanı yaşadığımız an'dır. Giderek
de bu gerçeği kavrayan düzyazı değil, şiir olacaktır. Düzyazı, şiirden
daha çok işi zamana bırakır: Şiir ise kanayan yaraya seslenir.
JOHN
BERGER - ŞİİRİN
SAATİ
Bir sistem yaratmalıyım.... yoksa bir Başkasının sisteminin
kölesi olurum / Uslanmayacağım ve Karşılaştırmayacağım: benim işim yaratmaktır....
WILLIAM
BLAKE
Madem işim yaratmaktı ve madem “İnsan bir şey yapmaya hep
geç kalırdı. “, bu kez geç kalınmamalı diye düşünerek yola çıktım.
Belki de aramızdaki değişiklik o gece başladı. Yoksa perdeyi
kapamak istediği gece mi? Belki daha önce. Ona Truman Capote'nin o küçük
hikâyesini verdiğim gün. Okurken nasıl mutluydum! Bu büyük zevki ona
ben tattırıyorum diye...
"Nasıldı hikâye?"
"Güzel! Üzümleri getireyim mi? Soğudular mı acaba?"
İçimde birşeyler yıkıldı. İşte buydu.
YUSUF ATILGAN – AYLAK ADAM
İçimizde hep birşeyler yıkıldı. Duyarsızlıktan,
inceliksizlikten, kadirbilmezlikten...Hep yıkıldı birşeyler...
“Ve çiçeklerin olması gerektiği yerde mezar taşları
Ve kara cüppeleri içinde papazlar dolanıyorlardı
Ve hazlarımı
ve arzularımı bağlıyorlardı dikenli çalılara”
Tam da
o anda...Şiir: “Sen elimden
tutunca / Kayaları delip çıkardı bir çiçek”
“Sokakları
azgın hayvanlar basmış.
Kalabalığın
parmaklarından boynumdaki bütün sıyrıklar.” demişse Mayakovski, eklemişti
de:
“Ben
Onun
bunun evinde kuş tüyü yatakları deşen!
Üstüne
varolan her şeyin
Yazıyorum
hiç diye.”
“Ateş
hırsızı şair”, insanlıktan sorumlu ise, o sorumluluk duygusuyla birşeyler
yapmak istedim.
“Plajda uzanmış konuşuyorduk. Ona en sevdiği ressamı sordum.
- Van Gogh, dedi.
-Neden?
-Kulağını kesebilmiş; sol kulağını. Bunu yapan ilk adam
o.
Sustu. Az sonra değişik bir sesle,
-Ama
o bile eksik adamdı. Tımarhanedeyken yaptığı kendi portresinde insanlara
yüzünün kulaksız yönünü gösteremedi. Tam adam yok!”
YUSUF ATILGAN – AYLAK ADAM
Tam adam
varsa, şair olmalıydı! Deniz fenerlerim onlardı!
“İnsan emeği! Bu patlamadır zaman zaman uçurumu aydınlatan...
Ve eğlenmeyi sürdüreceğiz varoldukça, aykırı aşklar ve olağanüstü
evrenler düşleyerek...
Hayır! Hayır! başkaldırıyorum şimdi ölüme!”
ARTHUR
RIMBAUD
Çünkü
“dünya değil, dünyamız güzeldi”. İnsan emeğiyle yaratılan dünya ve onu
yaratma savaşımındaki dostlar...
“Şair
olmak istiyorum ve görülmezi gören kâhin olmaya çalışıyorum. Siz hiç
anlamayacaksınız bunu ve ben de size anlatmayı aşağı yukarı beceremem.
Bütün duyuların karıştırılmasıyla, düzenlerinin bozulmasıyla bilinmeze
ulaşmak söz konusu...Acılar çok büyük ama güçlü olmak, şair olmak gerek
ve kendimi şair olarak görüyorum...” demişti Rimbaud,
"Algının
kapıları temizlenirse / herşey gerçekte olduğu gibi görünür göze"
deyişi gibi Blake’in...
25 Ağustos
1912 ilk hava harbi pilot kaybı Asteğmen Manzini idi. Bir general değildi.
Belki de sadece bu yüzden:
ŞİİR!
ŞİİR! ŞİİR!
1975
İstanbul doğumluyum. Şiirlerim ilk kez YASAKMEYVE dergisinin Kasım-Aralık
2004 sayısında yayımlandı.
ONUR
BEHRAMOĞLU